Anayasa Mahkemesi'nin Kararına İlişkin Üniversitemiz Senatosu'nun 07.08.2019 Tarihli Kararı

Yayınlanma Tarihi: 7 Ağustos 2019 - Çarşamba

Anayasa’nın 153/6 maddesine göre, “Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olması bu kararların bilimsel ve hukuki çerçevede eleştirilemeyeceği, tenkitten muaf tutulacağı anlamına gelmez. Aksine, toplum vicdanında karşılık bulmayan, hukuki sınırları aşan kararların tartışılması, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile görev ve yükümlülükleri tanımlı üniversiteler ve asırlık bir geleneğin mirası ile ilmi çalışmaların, bilimsel tenkitin merkezi olan akademi için bir yükümlülüktür.

Anayasa Mahkemesi, devletin tüm temel organları gibi dayanağını ve gücünü anayasadan alan ve en üst normlardan müteşekkil Anayasa’nın herkes için eşit bir şekilde uygulanmasını temin etmekle yükümlü yüksek mahkemedir. Anayasa’nın 146. maddesi vd. hükümleri uyarınca kuruluşu, yetkisi ve görevleri belirlenmiş olan Anayasa Mahkemesi de tüm yasama ve yürütme organları gibi “Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” ilkesine tabidir.

“Barış Bildirisi” olarak ifade edilen metne imza atan akademisyenlerin cezalandırılmalarına ilişkin olarak verdiği “Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği” yönündeki kararı Türk milletinin vicdanını sızlatmıştır.

Bahse konu süreci hatırlayacak olursak terör örgütü PKK’nın Doğu ve Güneydoğu illerimizde kazdığı hendekler ve artan terör faaliyetleri ile ülke birliğini ve güvenliğini tehdit etme cüretinde bulunduğu bir dönemde, “Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi” adıyla bir metin kaleme alınmış, Ocak 2016’da 1128 akademisyen bu bildiriye imza atmıştı. Bu sözde Barış Bildirisi, PKK’nın kazdığı hendek ve çukurları, patlattığı bombaları, halkın yaşam ve seyahat özgürlüklerini ihlal eden tüm terör faaliyetlerini meşru göstermiş; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu eylemlere karşı yürüttüğü mücadeleyi ise “kasıtlı ve planlı kıyım”, “katliam”, “bilinçli sürgün” olarak nitelendirmiştir. Yaşama hakkı, seyahat özgürlüğü hakkı gibi temel özgürlük alanlarının terör örgütünce ihlal edildiği, kamu alanlarının terör örgütü tarafından tarumar edildiği bir süreçte bu bildiri, Devletin mezkûr terör eylemlerini sona erdirmek, kamu düzenini tesis etmek amacıyla yürüttüğü operasyonların “yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağını” ihlal ettiğini iddia etmiştir.

Oysa Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anayasa’nın 5. Maddesinde belirtilen “Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlama” vazifesinin gereğini yerine getirmiştir.

Sözde Barış Bildirisi sıklıkla referans gösterdiği uluslararası sözleşmelerden olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gereği Devlet, bireyleri terörden korumakla yükümlüdür. Bu uluslararası sözleşmelere bağlı olarak karar alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “terörist saldırıları kınamaktan kaçınmanın dahi belirli durumlarda terörizmi zımnen desteklemek anlamına geleceğini” kararıyla ifade hak ve özgürlüklerinin sınırlarını açıkça çizmiştir. (Bkz: AİHM Kararı, Herri Batasuna – İspanya Davası, Başvuru Numarası: 25803/04 ve 25817/04, Başvuru Tarihi: 30 Haziran 2009, Paragraf: 88 ve 96-97).

Belirtmek gerekir ki; Türkiye Cumhuriyeti’nde her bireyin “düşünce ve kanaat hürriyeti”, “düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” Anayasa’nın 25 ve 26. maddeleriyle şüphesiz Anayasal güvence altındadır. Ancak bu hürriyetlerin kullanılmasının beraberinde birtakım ödev ve sorumlulukları getirdiği, “millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması” gibi durumlarda belirli kısıtlamalara tâbi olduğu da Anayasa’da (m.26/2) açık bir şekilde düzenlenmiştir. Hürriyetlerin kullanımına ilişkin ödev ve sorumluluklar benzer şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (m.10/2) açıkça belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, bahse konu kararında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10/1; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar” ile Anayasa’nın 26/1 maddesinin; “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar” hükmüne dayanmıştır. Ne var ki her iki maddenin de 2. fıkrasında düzenlenen ve ifade özgürlüğünün sınırlarını tespit ve tayin eden “millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması” şeklindeki Sözleşmesel ve Anayasal ölçütler göz ardı edilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.10/2`ye göre; “Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi… için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” Benzer şekilde Anayasa m.26/2`ye göre; “Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması… amaçlarıyla sınırlanabilir.

Bu bağlamda, sözde Barış Bildirisi`nin “devlet” ve “suç” kavramlarını yanyana getiren, devletin halkı terörden ve terörün yıkıcı etkilerinden koruma amaçlı olarak yürüttüğü mücadeleyi “kasıtlı ve planlı kıyım”, “katliam”, “bilinçli sürgün” olarak nitelendirdiği beyanlarının Anayasa Mahkemesi tarafından ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi hukuken dayanaktan yoksundur.

Tüm bunların ötesinde Anayasa’nın “Temel Hak ve Hürriyetlerin Kötüye Kullanılamaması” başlıklı 14. maddesindeki “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı… amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz (f1). Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasa`da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz (f2).” hükmü konuya ilişkin hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak kadar açık olup Anayasa Mahkemesi tarafından gözardı edilmistir.

Anayasa Mahkemesi’nin “hak ihlali” kararının hukuki dayanaktan yoksun olduğunun bir kez daha altını çizerek, bu kararın kabul edilemez olduğunu bildiyor; Anayasa’nın tüm Türk adalet sisteminde tecelli etmesi ile yükümlü ve Türk milleti adına karar vermekle yetkili olan Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu kararını yine Türk milletinin mâ'şeri vicdanına havale ediyoruz.

 

Kamuoyuna saygıyla duyururuz…

 

 

 

Duyurularınızın yayımlanması için lütfen Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü ile iletişime geçiniz. İletişim için
E-posta: basinhalk@ogu.edu.tr

  • ESOGÜ Meşelik Yerleşkesi, 26480 ESKİŞEHİR
  • Tel: 0(222)239 37 50 - Fax: 0(222)229 14 18
  • Web: http://www.ogu.edu.tr
  • E-mail: ogrisl@ogu.edu.tr
  • ESOGÜ KEP (Kayıtlı Elektronik Posta) Adresleri
  • eskosmangaziuni@hs03.kep.tr
  • esoguhastane@hs03.kep.tr (Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği)
  • esogudishastane@hs03.kep.tr (Ağız, Diş ve Çene Sağlığı Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezi)